Prof. Dr. Yavuz Baykal - Online Randevu
Prof. Dr. Yavuz Baykal
Kanserde Risk Faktörleri Nelerdir?
Geri
Ağız Kokusu     Yüksek teknolojinin getirileri ve modern tıbbın kaydettiği bütün ilerlemelere rağmen, kanser günümüzde önemli bir sağlık sorunu olma özelliğini korumaktadır.     En sık görülen 10 kanser türünün sıklığı ve ölüm oranının 1990-1995 arasında düşme eğilimi göstermesine karşılık, son yapılan değerlendirmeler düşme eğiliminin durduğunu ve kanser sıklığının özellikle sanayileşmiş ülkelerde giderek artmakta olduğunu göstermektedir.
    Ülkemizde de kanser bütün ölüm nedenleri arasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırada yer almaktadır.
    Ancak sağlıklı bir veri bildirim sisteminin bulunmaması nedeniyle, hastalığın bölgelere göre dağılımı kesin olarak bilinmemektedir. Bütün kanser türlerinin %60'dan fazlasının önlenebilir çevresel nedenlere bağlı olduğu kabul edilmektedir.
    Doktorlar bir kişide niçin kanser gelistiği açıklamalarında yetersiz kalmaktadırlar. Diğer taraftan araştırmalar
bir kısım risk faktörlerinin insanlarda kanser gelişme riskini arttırdığını göstermektedir. Bu risk faktörlerinin
bazılarından korunmak mümkünse de, aile hikayesi olan ya da genetik yatkınlığı olanlarda mümkün değildir.
    Dolayısıyla önlenilebilir risk faktörlerinden sakınılabilir. İnsanlar kendilerinde risk faktörleri olduğunu
düşünüyorlarsa doktorlarına danışabilirler. Diğer taraftan kanserle iliskili aşağıdaki durumların bilinmesinde yarar vardır.
- Kanser herkeste orta çıkabilir
- Kanser hasara bağlı olarak oluşmaz
- Kanser bulaşıcı değildir, fakat bazı virüs ve bakteri infeksiyonları kanser riskini arttırabilir
- Bir veya daha fazla risk faktörüne sahip olanlarda mutlaka kanser gelişecek değildir.
- Bazı kişiler risk faktörlerine karşı daha duyarlıdırlar.
Bilinen en önemli risk faktörleri ise;
- Yaşın ilerlemesi
- Sigara
- Ultraviole ısınları
- İonize edici radyasyon
- Bazı kimyasal maddeler
- Bazı virüsler ve bakteriler
- Bazı hormonlar
- Alkol
- Zayıf diyet veya sismanlık
- Fiziksel aktivite azlığıdır.
    Kanserin biyolojisinin daha iyi anlaşılmaya başlanmasıyla beraber kanserden korunma kavramı da ön plana çıkmaktadır. Yaşın ilerlemesi, sigara, bilinçsiz tükettiğimiz besinler, tarım ilaçları ve şişmanlık kanserin en önemli nedenleri arasında sıralanmaktadır. Bunlara sırasıyla değinelim.
    İleri yaş; Kanser gelişiminde en önemli risk faktörüdür. Yaşın ilerlemesiyle birlikte vücutta anarşi yaratan
hücrelere karşı vücudumuzun savunmasını yetersiz kalmakta bu ise kanser hücrelerinin çoğalmasını kolaylaştırmaktadır. Kanserlerin büyük bir kısmı 65 yaş ve üzerinde gelişmekte ise de, her yaşta kanser gelişebileceği unutulmamalıdır. Yaş ilerledikçe kanser riski artmaktadır. Kadınlarda meme ve üreme organlarına
ait kanserler; erkeklerde prostat ve akciğer kanserleri ileri yaşlarda daha çok görülmektedir.
    Kansere yakalanma olasılığı yukarıda anlattığımız etkenlerle karşılaşma yoğunluğu ve süresi ölçüsünde
artmaktadır. Bu nedenle yaş ne kadar ileriyse o kadar sık ve düzenli doktor kontrolünden geçerek hastalığın
henüz başlangıcında yakalanması mümkündür. Yeterince erken tanı konulduğunda kanser tamamen tedavi
edilebilecek bir hastalıktır.
    Sigara; Kanserin yol açtığı tüm ölçümlerin % 30'u sigara ve diğer tütün ürünlerine bağlıdır. Günde 1-10 adet
sigara içmekle akciğer kanseri riski içmeyenlere göre %20 artarken, iki paket içildiğinde bu rakam %80'e
varmaktadır. Öte yandan sigara içilmese bile sigara içilen ortamda bulunulması da (pasif içicilik) akciğer kanseri
riskini yaklaşık 1,5 kat arttırmaktadır. Yaklaşık 20 yıl günde bir paket sigara içmiş birinin akciğer kanserine
yakalanma riski sigarayı bıraktıktan sonraki 10 yıl içerisinde ancak yarıya inmektedir. Sigara içmeyi bırakmak
kanser ve diğer kalp, damar ve akciğer hastalıklarının oluşma ihtimalini azaltmak için yapılabilecek en önemli
korunmadır. Bu amaçla doktorunuza basvurduğunuzda sigarayı bırakma sırasında ihtiyacınız olacak psikolojik ve
ilaç (nikotin bantları, sakızları) desteğini sağlayacaktır.
    Bugüne kadar yapılan bilimsel çalısmalarda sigara kullanımının kalp damar hastalıkları ve kanser arasındaki ilişkisi kesin olarak gösterilmistir. Sigaranın akciğer kanserleri başta olmak üzere boğaz, yemek borusu, mesane, pankreas, böbrek, rahim ağzı ve meme kanserlerinin oluşumunda çok önemli rol oynar. Tütünün içinde bulunan nikotinin yanı sıra nikel, kadmiyum, katran, monoksit, arsenik ve radon gibi çok sayıda kanserojen madde, p53 tümör baskılayıcı geni mutasyona uğratarak, kanserin olusmasına neden olmaktadır. Pasif içiciler de risk altındadır. Çocuk kanserlerinin en önemli nedeni anne babanın sigara içmesidir. Hatta hamilelikte sigara kullanımı çocuk lösemilerinin en önemli nedenidir.
    Yağ, tuz, kızartmaya dikkat; Sigaradan sonra kansere neden olan bir diğer risk faktörü ise beslenme
şeklidir. Beslenme düzenindeki yanlışlıklar, kansere zemin hazırlarlar. Yediklerimiz, yiyecekleri nasıl tükettiğimiz,
hatta nasıl sakladığımız ve pişirdiğimiz dahi önemlidir. Çalışmalar yüksek yağ içerikli beslenme tarzının meme,
bağırsak, prostat ve rahim kanseri riskini arttırdığını göstermektedir. Kızartma yağları kesinlikle tekrar
kullanılmamalıdır. Yağlardan alınan kalori günlük kalori alımının % 30'unu geçmemelidir.
    Öte yandan lifli gıdalara ağırlık verilmeli, rafine gıdalardan olabildiğince uzak durulmalıdır. Özellikle taze
sebze ve meyveler ve son yıllarda ülkemizde de tüketimi giderek yaygınlaşan tam işlememiş tahıl ürünleri tercih
edilmelidir. Füme gıdalardan kaçınılmalıdır. Kanserlerin sıklıkla görüldüğü gelişmiş ülkelerinde total kalorinin
yüzde 40-50'si yağlardan sağlanırken, bu kanserlerin görülme oranı düşük olduğu ülkelerde günlük kalorinin
yüzde 20'sinden daha azı yağlardan sağlanmaktadır. Doymamış yağ asidinden zengin kolesterolsüz yağlar tercih
edilmelidir.
    Uzak Doğu ülkelerindeki yüksek mide kanseri sıklığından isli balık yeme geleneğinin sorumlu olduğu kabul
edilmektedir. Etleri pişirmede yeterince iyi yanmamıs mangal ateşi kullanılması da bazı kanser yapıcı kimyasal
maddelerin oluşmasına neden olmaktadır. Aynı risk yüksek miktarda nitrit içeren salam, sosis gibi şarküteri
ürünleri için de geçerlidir.
    Tuz: Tuzun kendisi kanser yapmasa da, mide yüzeyinin yapısını bozarak kanserojen maddelerin etkisine
ortam hazırlamaktadır. Yine tuzun bol miktarda kullanıldığı turşularda nitrozamin denilen maddeler kanser
oluşmasında önemlidirler. Yapılan araştırmalar, dondurarak saklama yönteminin tercih edildiği ülkelerde mide
kanseri görülme sıklığının yüzde 64 oranında azaldığını göstermektedir.
    Pişirme sekli: Yapılan araştırmalar asırı karbonhidratlı ve yüksek ısıda pişirilen bisküvi çesitlerinin, özellikle de çocuklara yönelik olanlarının, kanser açısından çok daha tehlikeli olabileceğini göstermektedir. Patates kızartmaları, tuzlu krakerler, yüksek ısıda pişmiş bisküviler, katkılı konserveler, yağlı ve iyice pişmiş et
içerikli fast food'lar da tehlikeli yiyeceklerdir.
    Küfler: Küflenmiş gıdalar içerdikleri mantar zehirleri ile karaciğer kanserine neden olabilmektedir.
    Tarım ilaçları: Tarım ilaçlarının özellikle bilinçsiz kullanımı birçok kanser türü için risk faktörüdür. Üstelik
bu tarım ilaçları sebze meyveleri yıkamakla da çıkmamaktadırlar. Kabuklarını ayıklasanız da çekirdeklerine kadar
girdiği için büyük bir tehlike arz ederler. Dünyada kanserin artma nedenlerinin basında tarım ilaçlarının bilinçsiz
kullanımı gelmektedir.
    Lifli yiyecekler: Diyette lifli gıdaların artısının safra asitlerini bağlayarak ve bu tiratları artırarak bağırsak
kanseri ve polip görülme riskini azalttığı gösterilmistir. Yüksek lifli gıdalar aynı zamanda gıdalardaki kadınlık
hormonu olan östrojenik ve erkeklik hormonu olan androjenik molekülleri etkisiz hale getirerek meme ve prostat
kanserleri için de korucuyu etki yaparlar.
    Proteinler: Uzmanlar, protein ihtiyacını karşılamak için kırmızı et yerine balık, tavuk, hindi etinin tercih
edilmesi gerekir. Sürekli kırmızı et yiyen kişilerin kanser olma riski, ayda bir kez kırmızı et yiyenlere göre 2.5 kat
daha fazladır.
    Obezite de risk faktörü; Fiziksel aktivitenin azalması ve şişmanlık, kanser türlerinde artışına neden olur.
    Bilimsel çalısmalar meme, rahim, bağırsak, yemek borusu ve böbrek kanserlerinde şişmanlığın bir risk faktörü
olduğu göstermektedir. Bu risk artısı şişmanlığa bağlı olarak östrojen artışı ile bağlantılı olduğu düşünülmektedir.
Bu nedenle özellikle şişmanlığın engellenmesi ve fiziksel aktivitenin artırılması kanserin oluşumunun engellenmesinde önemli bir faktör olarak kabul edilir.
    Alkol bağımlılığı: Kronik alkol bağımlılığı, basta karaciğer kanseri olmak üzere, özellikle sigara ile birlikte
tüketildiğinde ağız, boğaz, yemek borusu, gırtlak ve mide kanserine neden olabilir. Eğer içkiden
vazgeçemiyorsanız kendinizi günde 2 kadehle sınırlamalı ve sigarayı da bırakmalısınız.
    Beslenme: Ulusların beslenme alıskanlıklarını ve belli kanserlerin görülme sıklığını dikkate alınarak
yapılan çalışmalar, yüksek yağ ve protein, düsük lif içeren gıdalar yenmesinin kalın bağırsak, meme, rahim,
pankreas ve prostat kanserleri riskini artırdığını ortaya koymuslardır. Yanlış beslenmenin bütün kanserlerin %
35'inden sorumlu olduğuna inanılmaktadır. İdeal bir diyet, dengeli ve her gün en az 5 öğün sebze ve meyve,
hububat, ekmek, tahıl (gerekli liflerin sağlanması için) ve düşük yağ içeren yiyeceklerin alınması oldukça
önemlidir. Fazla yağlı gıdalarla beslenme, alkol kullanımı, menopoz sonrası kilo almak meme kanseri riskini
arttırmaktadır. Bebekleri emzirme, genç yaşlardan itibaren düzenli egzersiz yapmak ve bazı vitaminler meme
kanserinden korunmada faydası olabilir.
    Diyet ile yeterli miktarda sebze ve meyve tüketmeyen insanların kansere yakalanma oranı, tüketenlere
göre iki kat daha fazladır. Bu korumayı meyve ve sebzelerdeki antioksidan ve folik asit sağlamaktadır. Bazı
vitaminler, belirli kanserlere karsı koruyucu etki gösterebilir. Buna rağmen vitaminlerin doğal kaynaklardan
alınması tercih edilmelidir. Her zaman için doğal olanının daha sağlıklı olduğu unutulmamalıdır.
    Yüksek yağlı diyetler meme, rahim ve prostat kanseri ile bağlantılı olabilmektedir. Yüksek oranda soya
içerikli yiyeceklerin tüketilmesi, insanlarda meme, bağırsak ve prostat kanserine karşı koruyucu olabilir. Bu durumun soya içeriğinde bulunan "Genisteine" adlı maddenin kanser hücre büyümesi için gerekli proteinlerin üretimini engellemesine bağlanmaktadır.
    Viral ve bakteriyel faktörler: Hepatit B virüsü, insan papilloma virüsü (HPV) ve retrovirüslerin kansere
neden oldukları hemen hemen kesinlik kazanmıştır. Kanser etkenlerinin kesin olarak saptanabilmesi korunmaya
yönelik uygulamaları güçlendirecek, ayrıca örneğin virüslerin neden olduğu rahim boynu kanseri için söz konusu
olduğu üzere aşı çalısmalarıyla önlenmesi olasılığını gündeme getirecektir.
    Kronik enfeksiyonlar, dünyadaki kanserlerin yaklaşık üçte birinden sorumludur. Özellikle karaciğer kanseri
Hepatit B ve Hepatit C virüslerinin kronik enfeksiyonları sonrasında geliimektedir. Hepatit A, besinler ve kirli
sulardan bulaiır, bir kaç haftada iyileşir ve karaciğer kanserine neden olmaz. Hepatit B ve Hepatit C virüsleri ise
kan yolu ile bulaşır (kan nakli, enfeksiyonlu iğnelerin kullanılması ve bazen cinsel ilişki ile) ve insanlarda uzun
sürede karaciğer kanserine neden olurlar.
    İnsan T lenfosit hücre virüsleri lösemi ve lenfoma riskini, HIV (AIDS) virüsü lenfoma ve kaposi sarkomu,
EBV lenfoma ya neden olabilmektedir. Sistozomiyazis, parazitlere bağlı bir hastalıktır. Kirli sulardan bulaşır,
bağırsak ve mesane kanserine zemin hazırlayabilir. Ülkemizde en çok GAP bölgesinde görülmektedir. İnsan
papilloma virüsü (HPV), cinsel ilişki ile yayılır, rahim ağzı kanseri için yüksek risk oluşturur. Çok genç yaşlarda
cinsel ilişki yasamak, çok sayıda kişiyle ilişkiye girmek ve ilişki sırasında prezervatif kullanmamak diğer cinsel
yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi HPV'e yakalanma riskini ve rahim ağzı kanseri riskini de arttıracaktır.
Helikobakter pilori, peptik ülserlerden sorumlu bir organizmadır ve mide kanseri ile bağlantılı olabileceği
tespit edilmistir.
    Ultraviole ışınları ve radyoaktif maddeler: Ultraviole radyasyon; güneş, solaryum deride erken yaşlanma
ve hasar oluşturarak cilt kanserine neden olabilir. Bu yüzden saat 11:00 ve 15:00 arasında direk güneş ışğına
maruz kalmaktan uzak durulmalıdır. Bu saatler arasında güneşe maruz kalınacaksa, koruyucu kıyafetler giyilmeli
ve açık yerlerde güneş koruma faktörü en az 15 olan kremler sürülmelidir.
    İyonize edici radyasyon, röntgen ışını, UV ısını ve enerjisi hücrelere ve kromozomlara zarar vererek kansere yol açabilmektedir. 1945'de Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarından sonra, hayatta kalan insanlardaki yüksek lösemi oranı, radyoaktivitenin kanser riskini arttırdığının kanıtıdır. Bu ışınlara maruz
kalanlarda en sık olarak lösemi, tiroid, meme, akciğer ve mide kanseri olusur. 1986'da Ukrayna'da gerçekleşen
Çernobil nükleer santral kazası yüksek oranda radyoaktivite, özellikle radyoaktif iyot, stronsiyum ve sezyumu
atmosfere yaymıstır.
    Özellikle çok genç yaşlarda sık akciğer röntgeni çektirmek, çocukluk çağında Hodgkin lenfoma (lenf kanseri) gibi hastalıklar nedeniyle ışın tedavisi yapılan kişilerde ileriki yaşlarda meme kanseri daha sık görülmektedir. Radyasyona bağlı hastalıklardaki artış bugün bile tırmanmaya devam etmektedir. Hastanelerde çekilen düşük dozlu grafiklerde risk son derece düşük iken, radyasyon tedavisi gören hastalarda risk çok daha fazla. Çocuklar, özellikle tiroid kanserine neden olan radyoaktif iyottan dolayı yüksek risk taşımaktadırlar; Ukrayna'da çocuklar arasında tiroid kanseri, nükleer kaza öncesine oranla 10 kat daha fazladır.
    Cilt kanserleri özellikle ultraviyole ışınları nedeniyle olmaktadır. Cilt kanserinden korunmak için özellikle
çocukluk çağında düzenli günesten koruyucu krem kullanmak, günes ısınlarının en tehlikeli olduğu saatlerde
(11:00-15:00 arasında) günese çıkmamak, sapka, uzun kollu giyecekler giyerek günesten korunmak gerekmektedir. Bu önlemlerin melanom türü cilt kanserlerinde ne kadar etkili olduğu tam olarak bilinmemektedir.
    Cildinizdeki benlere dikkat etmeli, herhangi bir büyüme, ciltten kabarıklık, renkte koyulasma veya sınırlarında
düzensizlik fark edildiğinde beklemeden uzman doktora başvurmak gerekir.
Kanserojen maddeler: Kanserojen maddeler içerisinde sigara dumanı, böcek ilaçları, asbest, ağır metaller (kursun, radon, nikel, cıva, kadmiyum, vinil klorid), benzen ve nitrozaminler gibi maddeler bulunmaktadır.
    Bazı endüstri alanlarında çalısan işçilerde normal nüfusta görülmesi beklenmeyen kanser tiplerine
rastlanmaktadır. Mezotelyoma çok nadir görülen bir kanserdir ve sıklıkla asbeste maruz kalan insanlarda görülür.
    PVC boruların ve diğer malzemelerin ham maddesi olan vinil klorür, bir çesit karaciğer kanserine neden
olabilmektedir.
    Mevcut iş ve güvenlik tedbirlerine göre, artık bu tip kanser tiplerine nadiren rastlanmaktadır. Endüstriyel
kimyasalların neden olduğu kanserlerin toplam sayısı tütün ve diyetin neden olduğu kanserlerle karşılaştırıldığında çok azdır. Günlük hayatta tükettiğimiz sözü edilen besinler, maruz kaldığımız kimyasal madde
ve çevresel etkenlerin, miktara ve süreye bağlı olarak kanserojen etki gösterdiği unutulmamalıdır.
    Kanserin ortaya çıkmasından sorumlu önemli bir neden ise giderek artan çevre kirliliğidir.
    Çevre kirliliği sadece hava kirliliğinden ibaret değildir. İçme ve kullanma sularının, toprakların, dolayısıyla
yiyeceklerin kirliliği de bu kapsam içerisine girmektedir. İnsanoğlu toprağı kazıp pek çok madeni yeryüzüne
çıkarmakta, ne var ki aslında yeryüzünde bulunmaması gereken bu madenlerin atıklarını zararsızlaştırmada aynı
duyarlılığı göstermemektedir. Her gün kullanılıp çöpe atılan "piller" bunun en basit örnekleridir. Çevre kirliliğinin
kanser oluşumuna katkısı ozon tabakasının incelmesi ve mesleki faktörleri de işin içine kattığımızda %10'u
bulmaktadır. Stratosferik ozonun azalması ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerini arttırmıştır ve ultraviyolenin cilt
kanserine neden olucu etkisi kesindir.
Prof. Dr. Yavuz Baykal - Iphone
Prof. Dr. Yavuz Baykal - Online Randevu
Prof. Dr. Yavuz Baykal - Online Randevu
Prof. Dr. Yavuz Baykal - Online Randevu